14 Ocak 2009

müziksiyen eyetouch

aytaç'ın son bestesi hadi gel ve öncekiler:

aytaç fener myspace
aytaç fener lastfm
aytaç fener - hadi gel

13 Ocak 2009

sünepeler falan

"Mahmut Bey gibi iyiler, yürekliler hep ölecek anlaşılan. Ne tuhaf, gavurlar kovulduktan sonra buralar tümden korkaklarla sünepelere kalacak."
yusuf atılgan'ın yarım kalan canistan romanından.

belki her şeyin gerçekten de bu kadar basit birer açıklaması vardır. bazen benim de böyle pratik olasım geliyor. dünyanın muhafazakarlaşmasının asıl sebebinin ortalama insan ömrünün uzaması olduğunu; ya da türkiye'de yükselen milliyetçiliğin geniş bir kitleyi teşkil eden televizyonsever ortayaşlı türklerin çocukluk nostaljilerinden kaynaklandığını düşündüğümdeki gibi.

12 Ocak 2009

afiyet olsun william

diri diri yakılmayan ya da vatandaşlıktan çıkartılmayan kimi şanslı yazarlarımızın bazen heykellerinin dikildiği bile olur. ancak, kıymet verdiğimiz düşünceleri dondurup sabitleştirme alışkanlığımız olduğundan, yazar heykellerimiz de çoğunlukla düşünceleri betonlaştırma edimimizin nihai ürünleri olmaktan öteye gidemez. hoş, ömer seyfettin'in böyle bir muameleye maruz kalmasında anlaşılır bir yan bulunabilir; ancak sait faik'in betonlaşmasına razı olmak pek mümkün değil.
bundan kelli, bizde "yazar sergileri" de oldukça azdır. yazarların hayatlarını, düşünce dünyalarını, edebi yaratılarındaki gelişmeleri, izleklerindeki dönüşümleri yansıtacak sergiler pek düzenlenmez. hoş, yazar sergisi yapmak da zor iş. bir yazarı, ya da herhangi bir düşünce adamını, fikirlerindeki gelişimleri hissettirecek şekilde, gerek edebi gerek şahsi gel-gitleri ile birlikte ziyaretçiye aksettirmek, üstelik bunu sıkıcı olmadan becermek hiç kolay değil.
tütün deposu'ndaki william saroyan sergisi ise dünyaca ünlü yazarın portresini etraflıca ve gayet eğlenceli biçimde sergilemeyi başarıyor. ne de olsa, bisiklet üzerindeki bir saroyan resmini posterine ve girişine koyan bir sergi tasarımının, düşüncelerin dinamikliği ve kişiliklerin devigenliğine dair vurguyu bir düzeyde daha en baştan gerçekleştirmiş olduğunu söylesem pek yanlış olmaz. saroyan'la ilgili kasım ayında da yazmıştım; 2008 yazarın yüzüncü doğum yılıydı ve bu nedenle unesco 2008'i william saroyan senesi ilan etmişti. barış adımı diyerekten futbol maçlarına gidenler, asıl böyle sergilere gelseler diye geçiriyor insan içinden. ne bileyim, belki de şu aranıp da bulunamayan ortak acı abartılı futbol düşkünlüğümüzdedir?
neyse, aşağıda sergide de görüp çok beğendiğim ve saroyenesk mizahı iyi yansıttığını düşündüğüm bir alıntı var. şu kitaptan yapılmış: William Saroyan / Badmıvadzkner Hartsazruytsner Esseyner Huşer (William Saroyan / Öyküler Söyleşiler Makaleler Anılar); Erivan: Nairi, 1999.

1935'te, henüz tek bir kitabım varken Ermenistan'ı ziyaret ettim. Bitlis'e yaklaşmak istiyordum. Bitlis'e yaklaştım. Eçmiyadzin'e gittim. Orada bir adam vardı, ona sordum: "Bitlis nerede?" Dedi ki: "Buradan bir gün, iki gün, üç gün, dört gün, sekiz gün dosdoğru yürür, yürür, yürürsen, Bitlis'e varırsın. Git!" Ben de ona dedim ki: "Şimdi gitmeyeyim, kayısı yiyeyim." Orada bir kayısı ağacı vardı. Oturdum kayısı yedim.

içinizden sergiye gitmek geldiyse, hemen belirteyim; artık çok geç. çünkü sergi iki gün önce sona erdi. onun yerine saroyan'ın aras'tan çıkan temiz çevirili kitaplarını okuyabilirsiniz. bir de, belki bir gün buralarda bir arshile gorky sergisi düzenlenir de, ona gider teselli bulursunuz.

08 Ocak 2009

A Rough Guide

Be polite at the reception desk.
Not all the knives are in the museum.
The waitresses know that a nice boy
is formed in the same way as a deckchair.
Pay for the beer and send the flowers.
Introduce yourself as Richard.
Do not refer to what somebody did
at a particular time in the past.
Remember, every Friday we used to go
for a walk. I walked. You walked.
Everything in the past is irregular.
The steak is very good. Sit down.
There is no wine, but there is ice cream.
Eat slowly. I have many matches.


ps. from mark haddon's the talking horse and the sad girl and the village under the sea. it feels good to be back at my parents' home in çatalca, with my old books.

07 Ocak 2009

iki bin sekiz de bitti

2008 hayatımın yirmi dört senesinden biridir.
üniversiteden mezun oldum.
sonra iki işe başladım. ayıptır söylemesi iyi para kazandım. hepsi hemen çarçur oldu, ayrı mesele.
galata'da artiz bir evde oturdum, hasan bülent'i bile ağırladım.
zeynep'le iki defa bodrum'a, iki defa venedik'e gittim.
san sebastian'da okyanusa girdim.
hamburg'ta dünya gözüyle r.e.m'i gördüm.
eş dostla bol bol yedim içtim.

yani, hayatımın en güzel senesiydi. hava atmak kadar unutmamak için de yazıyorum bunları.

öte yandan yılın sonunda yaşlandığımı ve aklımın tembelleştiğini hissetmekten kendimi alamıyorum. yaşlanma kısmı biraz gülünç, ama gerçekten de böyle düşünüyorum. fark ediyorum ki, alışkanlıklarımla halihamur olmuş kategorik düşüncelerim meğer çoktan fırına verilmiş; bazı kavramlar kendilerine açtıkları yerlerde çukur oluşturmuşlar.

bu, sanıyorum, hem iyi hem de kötü bir şey.

başka bloglar: eş dost tanıdık ve sevgi saygı çerçevesi